Bazı anlar vardır ki, büyüsünü fazla sözle bozmak istemezsiniz… Öyle mekanlar vardır ki, fazla söze zaten gerek yoktur. Yeniköy’de açılan La Vie En Rose hakkındaki inceleme yazımı burada kessem, sizi gözünüzü alamayacağınızdan emin olduğum fotoğraf ve yorumlarımızla yalnız bıraksam, itiraz edenin çıkacağını sanmam…
Yine de, bu kelime anlamıyla “olağanüstü” mekana ve bu mekanda geniş gönlünü her gün yeniden ortaya koyan Azak ailesine daha azı haksızlık olacağından, işin kolayına kaçmayıp La Vie En Rose‘u, benden alışık olduğunuz gibi, detaylı olarak sizin için inceleyeceğim…
Lezzet:
Mekanın iki uzmanlık alanı var:
- Kahvaltı (deyip de sakın geçmeyin! Tam da buraya döneceğiz…)
- 5 Çayı (Tatlı, tatlı ve yine tatlı…)
La Vie En Rose (Fransızca: Pembe Hayat) menüsünde, Dünya mutfağından, günün her saatine uygun lezzetler bulabilirsiniz ama mekanın yolunu ilk defa tutacaksanız tercihinizi, kahvaltıdan yana yapın derim. Biz de öyle yaptık: Geçen hafta ufak bir Guru grubuyla ziyaret ettiğimiz mekan ziyaretimiz sonucunda tadı damağımızda kalanlardan bazıları:
- Pesto soslu, yeşil-kırmızı cherry domatesleri // Pesto, müthiş yakışmış. Kendime not: Evde de denenmeli.
- Peynir tabağı // Hepsi birinci sınıf.
- Kekikli, kırmızı pul biberli karışık zeytin // Aşağıda sunumunu görebilirsiniz. Tabaklara bayıldık!
- Beyaz peynirli, çörek otlu turp-domates-salatalık // Çörek otu hem sağlıklı hem lezzet katmış.
- Taze ev yapımı ekmekler // Şaraplısından portakal kabuklusuna; hepsi sıcacık, hepsi günlük – ev yapımı…
- Sulu, kaşarlı menemen // Sırf menemene bahsi geçen ekmeği banmak için gidilir…

- Ev yapımı kuruvasan // Bu koku yasaklanmalı bence. Özel tariften ev yapımı! Fransa’dan beri yememiştim…
- Krep/Pancake’ler: muzlu-çikolatalı, çilekli-maple & kaymaklı // Yasaklanması gereken iki La Vie En Rose lezzeti daha- Bildiğiniz günah…
Ayrıca nefis omletler, tostlar ve İtalyan ekmeğine sandviçler tattık. Taze sıkma portakal suyu ve köpüklü şarapla hazırlanan “Mimoza” kokteyllerimizi yudumlarken zevkten dört köşe olmuş, yusyuvarlak şişmiş midelerimiz de huzura kavuştu.
Raflardaki muhteşem, rengarenk makeron, muffin ve turtalara ise “bir dahaki sefere” demekten başka bir seçeneğimiz kalmadı 🙂
[symple_testimonial by=”WPExplorer”]Alper Tekin, Guru: “Pazar sabahı huzurlu bir brunch için öneririm. Ekmeklerinden tutun, Şef’in Soğanlı omletine kadar kesinlikle denenmesi gereken lezzetleri var. Maple’lı pancake de ayrı bir efsane…”[/symple_testimonial]
Ortam:
La Vie En Rose, Yeniköy’de ana yol üzerinde yer almasına rağmen, komşularına göre biraz içerlek kaldığından ilk bakışta gözden kaçabilir. Ancak havalar ısınmaya başladıkça önündeki, yol kenarında dikkatinizi çekecek masalar kalabalıklaşacaktır. Siz siz olun, ünü daha da fazla yayılmadan mekanı ziyaret edin. Yakında bir iki hafta öncesinden rezervasyon yaptırmanız gerekebilir.
Mekan hem İngiliz hem Fransız esintileri taşıyor. Gri ve uçuk pembeler hakim… Mobilyalar Mudo Concept’ten. Uzak Doğu’dan ithal masif ahşap masalara hayran kaldık; yemek fotoğrafları için de mükemmel bir zemin oluşturdular. Duvar kağıtlarından, beyaz güllü porselen tabaklarına kadar; her parça, her unsur, çok şık ve zevkli bir stilin imzasını taşıyor. Doğal olarak göz ve mideniz kadar ruhunuz da doyuyor. Ve bunda gün boyu çalan yumuşak müziğin de payı yadsınamaz. Mekanın ismine esin kaynağı olmuş, Edith Piaf’la özdeşleşmiş “La Vie En Rose” şarkısını da duyma ihtimaliniz oldukça yüksek…
La Vie En Rose‘un iç mekanı oldukça geniş, aydınlık ve ferah. Bu sebeple doğum günü, nişan, şirket partileri ve başka organizasyonlar için tercih ediliyor. Yazın hizmete açılan yan avlusundaki bahçenin de apayrı bir cazibesi var. Kapalı olduğu döneme denk geldiysek de, yaza ait fotoğrafları içimizi ısıttı, hüzünlü bir özlemle doldurdu…

[symple_testimonial by=”WPExplorer”]Çetin K, Guru: “…bu mekanda, kahvaltı nasıl keyifle yapılır onu gördüm.Öncelikle mekan sahibinin samimiyeti ve sıcaklığı; daha sonra mekanın hoş konseptiyle sunulan, birbirinden lezzetli onlarca çeşidi bayıla bayıla yedim desem yalan olmaz.”[/symple_testimonial]
Servis:
Mekanın özel organizasyonlar için, gözü kapalı tercih edilmesinin bir başka önemli nedeni ise Azak ailesinin yine “olağanüstü” olarak tabir etmek istediğim misafir ağırlama ustalığı. Gittiğinizde göreceksiniz; mekan sahibi Işıl Hanım ve usta başı annesi Asuman Hanım başta olmak üzere, ihtiyaç anında garsonluktan bulaşıkçılığa kadar her alana yetişen Azak ailesi üyelerinin bu konuda çok özel bir yeteneği ve tutkusu var. Evet, bu mekanda sizin yemek yemenizden adeta “zevk” alan birileri var. Tıpkı anneannenizin evindeki gibi… 🙂
Dayanamadım, Işıl Hanım’a bu tutkunun kaynağını sordum. Ve ortaya, başlı başına bir röportaj olarak yayımlanabilecek, çok keyifli bir cevap çıktı:
Işıl Azak, Mekan Sahibi: Annemin dedelerinin ikisi de Selanik göçmeni. O yüzden ailede yemek yapmak her jenerasyonda önemli bir şey olmuş. Hamur işlerinde özellikle anneannem çok iyi; inanılmaz tarifleri var. Fakat sadece göz kararı yaptığı için, biz onun tariflerinin bir kısmını uygulayabiliyoruz ancak 🙂 Ben onun yeteneğinin anneme geçtiğini düşünüyorum; o da hamur işlerinde çok başarılı. Bizdeki bütün ekmekleri o yapıyor, ve bunun kendisine terapi gibi geldiğini söylüyor. Ben ona bir tarif veriyorum; o önce verdiğim tarifi uyguluyor sonra da tarife bir şeyler ekleyip bizim daha da çok hoşumuza gidecek hale getiriyor.
Küçüklüğümden beri evimizin misafirsiz kaldığını bilmem. Bizim ailede, aile dostlarıyla, akrabalarla hep yemekte sosyalleşilirdi… Bir de 12 yaşıma kadar yaşadığım Çorlu (Tekirdağ’ın bir ilçesi) o zaman ufacık bir yer. Dışarıda şık bir yerde yemeğe gitmek için Silivri’ye ya da İstanbul’a gidiliyor. Yani insanlar hafta içi genelde misafirlerini evlerinde ağırlıyorlardı, ve tabii çok ciddi bir hazırlık yapılıyordu. Mesela annem hafta sonları İstanbul’dan, Çorlu’da bulamadığı şeyleri alır, misafirlerine çıkarırdı. Çalacak müziğe kadar önceden belirleyip uğraşırdı. Şimdi nasıl ben yurtdışında görüp beğendiklerimi İstanbul’a getiriyorsam, o da o zamanlar İstanbul’dan bir şeyler getirirdi. Ve tıpkı nasıl biz şu an La Vie En Rose‘da insanlara yemeğin yanında tüm ambiyansıyla güzel anlar yaşatmaya çalışıyorsak, annem de kendi misafirlerine hep onu yapmaya çalışmıştır 🙂
Bir de bizim ailede enteresan bir şey var, iyi misafir ağırlayan biri olmak da mutlaka kazanılması gereken bir sıfat gibi. Misafir kim olursa olsun dünyanın en önemli insanı gibi davranılıyor. Hatta gelenler ne kadar yakın bile olsa “formal” bir hazırlık yapılıyor. Anneannem hala bu şekilde yaşıyor 🙂 Şu an Babaeski’de oturuyor (Kırklareli’nin bir ilçesi)… Hala günlere katılıyor; komşuları ona güne geliyorlar. Gün öncesi kimsenin bilmediği tarifleri hazırlıyor…
Bizde misafir gelmeden önce yapılan hazırlık, gelecek kişi sayısının mutlaka beş katı şeklinde olur. Gelen insanın midesinin alamayacağı kadar çok şey yapılır, yemek yemesi için sürekli ısrar edilir… O daha sormadan bir şeyler durmadan ikram edilir; doyduğunu söylese de, yemese bile önüne konur… Çünkü misafirin ancak bu şekilde mutlu edileceğine inanılır. Misafir acıkmışsa söyleyemez diye düşünüyor mesela benim anneannem. O yüzden mutlaka birkaç kere ısrar etmek lazımmış yemek yemesi için 🙂
Tabii ben de, ne kadar tuhaf bulsam da, ailemin özelliklerini almışım. Yeni yemekler denemeyi ve bunları misafirlere tattırmayı çok seviyorum. Londra’da yaşadığım sene, dairemde sürekli arkadaşlarımı misafir ediyordum. Çünkü yemekte sosyalleşmeyi, temalı sofra düzeni yapmayı, ufak detaylarla hayatı renklendirmeyi ve keşfettiklerimi insanlarla paylaşmayı çok seviyorum. Yeni bir şey görünce ya da deneyimleyince, insanın enerjisi de yenileniyormuş gibi geliyor bana. Ki zaten bence hayatın zevki küçük detaylarda, o ufak detayların verdiği mutlulukta… Bu yüzden de paylaşmayı ve sosyalleşmeyi sevdiğim için de La Vie En Rose‘u açmayı tercih ettim. Bunda da aile içinde gördüğüm ve alıştığım yaşam tarzının fazlasıyla etkisi oldu.”
Fiyat Performans:
Porsiyonlar oldukça büyük; lezzet çeşitliliği çok. Kişi sayınız çoksa daha çok çeşidi ortaya söyleyip kişi başı daha düşük bir hesap ödeyebilirsiniz. Yine de 2-4 kişi arasında bile kişi başı 50 TL civarında bir hesapla karşılaşacağınızı tahmin ediyoruz. Tabii ki bu biraz da gözünüzün ne kadar döneceğine/doyacağına bağlı. Bir garanti veremeyiz 🙂
Eda T, Guru: “Kahvaltı tabağı full, yok yok: 25 TL. Menemen, soğanlı sucuklu yumurta: 10-15 TL arası. Cakeler, ekmekler… Çok sıcak, çok cici bir yer…”
La Vie En Rose, Yeniköy
Tel: 0212 223 2382
Mekan sayfası için tıklayın.
[Bu yazının orijinalini, Mekanist için yazmıştım.]


Leave a comment